Burgaz:
Denizle Kara Arasında Bir Ada
Burgaz Ören Yeri ve çevresi Datça’nın en önemli kültürel ve doğal varlıklarına ev sahipliği yapan, koruma altına alınmış müstesna bir yerdir. Arkeolojik değeri ve eşsiz doğal karakteristikleri yanında insanların spor yapıp zaman geçirdikleri, denize girip piknik yaptıkları, köylülerin ekip biçtiği, hayvanlarını otlattıkları bir yaşam alanıdır. Aynı zamanda çevresinde yükselen otellerden, villalardan, sitelerden kaynaklanan bir değişim ve dönüşüm baskısı altındadır. Umut Kaçar’ın editörlüğünde yaklaşık 9 ay süren ve Burgaz’ı arkeoloji, doğa, dönüşüm, tarım, turizm, gündelik hayat gibi başlıklarla odağına alan fotoğraf atölyesi çalışmasının sonunda atölye katılımcıları Burgaz’ı fotoğraflamışlardır. Bu atölyenin ürünü olarak 15 fotoğrafçının katılımıyla “Burgaz: Denizle Kara Arasında Bir Ada” sergisi hazırlanmıştır. Sergi, Burgaz Ören Yeri ve çevresine editöryel fotoğrafik bir bakış sunmakta, Burgaz’ın bugününe ışık tutup yarınına dair soruları gündeme getirmeyi hedeflemektedir.
Editör: Umut Kaçar
Fotoğrafçılar: Ahmet Asatekin, Aydan Büyükbay, Ayfer Gençer, Birgül Abuşka, Ceylan Eşit, Feyyaz Soyuer, Gamze Güzen, Gülden Hamurcu, Hatice Toker, Hüseyin Ünal, İlhan Bıçakcı, Nesrin Aygün, Püren Türker, Zeliha Özgün
MOLA: Burgaz’a doğru yürürken bir an durulur; tarihe, komşu adalara, dağlara ve bulutlara şöyle bir bakılır, sonra devam edilir yola. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
Hayalle gerçek arası yerler vardır dünyada. Bazen ilk kez bulunduğumuz bir coğrafya ya da mekan bu izlenimi uyandırır bizde, bazen de uzun süredir içinde olduğumuz, yaşadığımız bir sokak, bir semt ya da bir kara parçası gözümüze farklı gözüküverir. Nesneler, canlılar, renkler başka bir dünyanın gerçeküstü yansımaları gibi gelir. Kafamız karışır, hayal gördüğümüzü sanır, içinde bulunduğumuz anı sığdıramayız gerçekliğin katı sınırları arasına. Datça Burgaz tam da böyle hayalle gerçek arasında salınan yerlerden biridir. Güneşi karşılayıp renk cümbüşü içinde kaldığı an başlar hayal, sonra günün her saati şekilden şekle girip bu eşsiz coğrafya yeni bir oyun oynar bize.
Şehrin hem içinde hem dışındadır aynı anda. Bir makinin ardında yüzünüzü denize dönüp otursanız geceleyin, samanyolu öyle bir serilir ki önünüze zifiri karanlıkta, dalgaların sesi öyle bir siler ki tüm sesleri, dünyanın en uzak köşesinde yapayalnız sanırsınız kendinizi. Sonra kalkıp iki adım yürüyünce evlerin, sitelerin yakınlığına şaşmamak elde değildir. Sanki bir eşikten geçip başka bir boyuta adım atmış gibi kalakalırız. Koşucular, yürüyüşçüler, bisikletçiler, yüzücüler, piknikçiler, balıkçılar hiç boş bırakmazlar burayı. O ferahlık hissi veren verimli, geniş tarlalarda sarıkızlar, kara boğalar otlar, köylüler patates, domates, enginar eker, zeytin ve bağ diker bin yıllık amforların, keşfedilmemiş antik zaman yapılarının biraz üstünde. Zamanı kavrayışımız yok oluverir.
Denizin içinde uzanan yıkık iskeleleriyle, siluetini sezdiren antik yapıların duvarlarıyla, dağılmış taş yollarıyla, depoları ve surlarıyla Burgaz kenti sessiz bir dirençle; binaların, betonun, yazlık site duvarlarının daralan, boğucu çemberini izler durur. Kendisi boğulurken Datça’ya nefes aldırır. Kasaba içinde kurtarılmış bir kasabadır. Yüzlerce yıldır insanın, denizin, bulutun hikayelerini taşımıştır sırtında. Kiminin kaçtığı yerdir kiminin kaçışını engelleyen bir set; kiminin rakı sofrasını kurduğu sahildir kiminin ekmeğini topraktan çıkardığı tarlası, kiminin sağlıklı yaşam koşularına güzergâh olur kiminin melankolik, depresif içebakış yoludur; kimi üstünde milyonluk villalar hayal eder kimi torunlarının koşup yuvarlanacağı çiçek tarlaları. Kim olursak olalım bir an gelir Burgaz’ın hayal mi gerçek mi, saklı mı çoktan keşfedilmiş mi, korunmuş mu silinmiş mi, geçmişe mi yoksa bugüne ve geleceğe mi ait olduğundan şüphe duyarız.
Ama şöyle bir bıraksak zamanı sıkmayı, dağı taşı yontmayı, hayatı durmadan kazımayı, Burgaz’dan başlayıp her şeyin üstünü örter yeşil: dalleme papatyası, devedikeni, gelincik, kum zambağı, kekik, ekşikulak, karahindiba ve bin bir çeşit ot, çiçek, böcek ve her şeyin üstünü örter mavi: dalga, lopa, lambuka, kara sokkan, kabuk, ahtapot.
Denizle kara arasında sınırdır ama keskin bir hat değil, aksine içinde hikayeler saklayan ne deniz ne kara, düpedüz adadır Burgaz haritalarda olmayan. O yüzden hayalîdir, bir görünüp bir kaybolan.
ÇIPLAK: Yazın tatilcilerle dolup taşan iskeleler, kışın çıplak ve yalnız, lodosun kırıcı dalgalarına direnmeye çalışır. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
BULUŞMA: Akasyanın altı ilkbaharın buluşma noktası; insanlar, hayvanlar, renkler… (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
KULAÇ: Yaz kış yüzülür Burgaz’ın denizinde. Yazın kalabalığı azalınca kışın inatçı yüzücüleri görünür hale gelir kulaç kulaç, köpük köpük. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
BEKÇİ: 2500 yıl öncesinden kalmış dört büyük yapı taşı, bereketli bir tarlanın başında bekçi gibi dikilir, toprağın altındaki zenginliğin imi, buz dağının görünen parçaları. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
Burgaz
Yazı: Prof. Dr. Ertekin Mustafa Doksanaltı
Datça ilçe merkezinin hemen 2 km doğusunda yer alan Burgaz, 19.yüzyıl sonundan beri yüzeyde görülen seramik parçaları ve liman duvarları sebebiyle Datça yarımadasının iyi bilinen arkeolojik alanlarından birisidir. 1993 yılından 2017 yılına kadar olan süreçte Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden sayın Prof. Dr. Numan Tuna tarafından kazılan Burgaz Arkeolojik Alanın’da kazı ve araştırma çalışmaları 2020 yılından beridir Selçuk Üniversitesi adına Prof. Dr. Ertekin Doksanaltı tarafından sürdürülmektedir.
Sokakların birbirini dik kestiği yapı adalarına bölünmüş bir yerleşim planı gösteren Burgaz, bu yerleşim planına olasılıkla MÖ 6.yüzyılın ilk yarısında geçmiştir. İyi korunmuş taş döşeli sokaklar kentsel konut alanlarını sınırlarını belirler. Burgaz sakinlerinin ihtiyaçlarına göre belirlenmiş mekanlar her bir konut adası içerisinde, adanın sınırlarına uygun bir şekilde yerleştirilmiştir. Evler 10 ila 15 metre arasında değişen ortalama boyutlara sahiptir ve merkezi bir avlu etrafında yarı kapalı mekanlarla çevrilidir. Ayrıca evlerde tespit edilen pişmiş toprak figürinler, evlerde aynı zamanda dinsel faaliyetler için ayrılmış mekanların bulunduğunu gösterir. Konutlarda pişirme, depolama, şarap ve zeytinyağı işleme gibi evle ilişkili faaliyetler için ayrıca mekanlar oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Datça ovası Antik Knidos toprakları içerisinde en önemli üretim bölgelerinden birisidir. Burgaz Arkeolojik alanı ise işte bu ovanın kıyısında Antik Dönem deniz ticaret yolları üzerine kurulmuş bir yerleşim yeridir. Knidos’un Antik Dönemde iyi bilinen ve MÖ 4.yüzyılla birlikte tüm Akdeniz havzasına ihraç edilmeye başlamıştır. Datça’daki tarım alanları ve kil kaynaklarına yakın araziler üzerine kurulmuş (Datça ve Reşadiye çevresinde) amphora atölyeleri MÖ 4. – MS 6.yüzyıllar arasında yoğun bir üretim gerçekleştirmiştir. Burgaz Arkeolojik Alanı Knidos bölgesinde üretilen ürünlerin ihracı ve ihtiyaç duyulan hammaddenin temini bakımından Knidos/Datça yarımadasının en önemli merkezlerinden birisi olmuştur. Geometrik Dönemden Geç Antik Döneme kadar olan süreçte yerleşim ya da kullanım görmüştür.
ARADA: Ardında kalanla arasında kalanlar; gelenler gidenler, kalanlar, kalacaklar iki arada bir derede (Fotoğraf: Ceylan Eşit)
BERABER: Yürüyüşler dostlarla birlikte yapılır, adımlar birbirine uydurulur; sokaklar, kıyılar herkesindir.(Fotoğraf: Gülden Hamurcu )
YALNIZ: Nefes alınır burada, içe doğru bir bakış; hayal de kurulur burada, kitap sayfalarına bir kaçış. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
BALIKÇI: Balıkçı için balık belki bahanedir. Pedallar Burgaz yollarını, bir kaya seçer kendine. Oltasını sallar, ufka bakar ve kendini izler; geçmiş, gelecek, hayaller, pişmanlıklar, mutlu anlar ve özlemler balıklar gibi kaynaşır içinde. (Fotoğraf: Püren Türker)
HASAT: Sakine Hanım Burgaz’da on dönüm tarlasında enginar yetiştirir. Hasadın ertesi günü Datça pazarında satar. Bu enginarları yiyenlerin damağında arkaik bir tat kaldığı, gece rüyalarında kendilerini Burgaz’ın taş döşeli sokaklarında bir şenliğin içinde buldukları rivayet edilir. (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
KOVALAMACA: Ardında büyüyen bir heyula gibi siteler, üstüne ha çullandı ha çullanacak. O sitelerdeki insanlar satın alacak Datça pazarında çiftçinin ürününü ama biliyor mu bunu beton, demir, doğramalar? (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
YASAK: Burgaz’a giderken Sevgi Yolu’nda 1980’lerden kalma taş iskele durur, denize bir hançer gibi saplı. Korozyonla erimiş demirleri, çökmüş betonuyla yara bandı. Git gide büyütülen parmaklığa inat balıkçılar ve aşıklar bir yolunu bulur iskeleye çıkmanın. (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
AİLE: Evden biraz uzakta ama eve çok yakın çocukluk anıları biriktirilir. Datça hemen arkada, çocukluk kadar yakın uzak. (Fotoğraf: Aydan Büyükbay)
SİT: Burgaz’ın tamamı arkeolojik SİT alanıdır, yani koruma altındadır. Sit alanı içinden zamanında geçmiş kanalizasyon boruları klasik dönem konut yapılarını tahrip etmiştir. Kazı alanı çevreden çitlerle ayrılmış olsa da tarih katmanları birbirine karışarak birikmiştir toprağın altında. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
Burgaz (Palaia Knidos) Arkeolojik Sit Alanı
Yazı: Prof. Dr. Numan Tuna
Hellenistik Knidos, Anadolu yarımadasının güneybatı köşesinde uzanan Datça Yarımadası’nın en ucundaki Tekir Burnu'nda yer almaktadır. Knidos'lular kentlerini Datça Yarımadası’nın ortalarında yer alan Burgaz'dan en uçtaki Tekir'e İ.Ö. IV. yüzyılda taşıdıkları 1952'de yayınlanan bir çalışmada G.E. Bean ve J.M. Cook tarafından ileri sürülmüştür. Bu hipotezin geçerliliğini sınamak ve modern kentsel gelişmeler ile yok olma tehlikesi karşısında bulunan Burgaz sit alanının belgelenerek kurtarılması, korunması için Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin desteği ile Prof. Dr. Numan Tuna başkanlığında bilim heyeti tarafından 1993-2017 yıllarında Burgaz’da arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. Burgaz’da kazılar 2020 yılından itibaren Konya Selçuk Üniversitesi’nin projesi olarak Prof. Dr. Ertekin Doksanaltı tarafından sürdürülmektedir.
Burgaz (Palaia Knidos) merkezinde ele geçen en eski bulgular İ.Ö. IX. yüzyıla tarihlenen Geometrik dönem yerleşim katlarına ait olduğu görülmüştür. Burgaz sit alanında değişik sektörlerde yapılan arkeolojik çalışmalarda, günümüz üst toprak seviyesinin yaklaşık 2 metre altında gömülü, İ.Ö. IV. yüzyıl ve öncesi yapı katlarında avlulu konutlar, taş döşeli yollar, kamusal yapılar ve savunma duvarları ile yaygın ve semi-ortogonal düzenli Arkaik-Klasik dönem yerleşiminin verileri elde edilmiştir. Antik yerleşim İ.Ö. 330’lar sonrasında canlılığını kaybedip dönüşüm geçirmiştir; özellikle kıyı kesiminde depolama, liman yükleme, küçük üretim işlikleri ile nekropolis kullanımı içinde dağınık bir yerleşmenin varlığını sürdürdüğü anlaşılmıştır.
Kazı çalışmaları sonucu açığa çıkarılan Klasik Çağ yapı katında çok sayıda pastas tipi konutların alt katmanlardaki Arkaik konutların parsel duvarı sınırlarını korudukları görülmektedir. Buna göre, Burgaz yerleşmesinin ilk kez olarak İ.Ö. Erken 6. yüzyıl başlarında semi-ortogonal yapıda düzenlendiği anlaşılmaktadır. Burgaz kazılarında ele geçen bulgulara göre Klasik Çağ yapı katında iki evreli bir yapılanmanın varlığı ve atölyeleşme süreci ile de İ.Ö. 330’lardan önce konutların terkedilmiş olduğu kanıtlanmaktadır. Burgaz yerleşimi Tekir’deki Knidos kentinin gelişimine rağmen varlığını şarap, zeytinyağ, seramik, metal ve tekstil işkollarında faaliyet gösteren atölyelerle sürdürmüş, liman ve depolama olanakları genişlemiştir.
Knidos kent-devletinin teritoryum sınırları (Datça Yarımadası) içinde bilinen en eski yaygın arkeolojik yerleşim yeri olan (Arkaik dönemde 25 hektar, Klasik dönemde 38 hektar) Burgaz ören yeri Geometrik dönemden İ.S. VII. Yüzyılda Arap akınları sırasında tahribine kadar olan dönemde Antik Akdeniz Kültürel Koine’sinin seçkin örneklerinden Knidos’un gelişme ve çöküş sürecini kesintisiz olarak temsil etmesi bakımından Datça Yarımadası’nda bulunan önemli arkeolojik sit alanlarından biridir.
HAVLU: Şezlongsuz Datça için Neşeli Kıyılar Şenliği’nde bisikletçiler, yüzücüler ile buluştu. Otellerin kıyıları işgaline karşı çıkıyorlar, havlularını özgürce halkın olan kıyılara atabilmek istiyorlar. Karanfil elden ele. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
ÖRTÜ: Burgaz yolunda oteller sahilin üstünü örtüyor, tahtalar ve demirlerin sahibi onlar, altındaki kumsal ise halkın. Datçalılar her gün burada buluşup haklarını savunuyorlar. Bu yapay örtünün daha da altında denizin içinde batık L3 limanı var. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
DAĞ: Emecik Dağı Burgaz’ın kadim fonlarından biridir. Gözler ona alışkındır. Dağ olmasa, onun boşluğunu ne deniz ne gökyüzü kapatacak gibidir. Dağ yerindedir. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
ARAF: Ne ayakta ne yıkılmış, ne gitmiş ne de kalabilmiş. Kapısı mühürlü; yalnızlığa, çıplaklığa ve çürümeye mahkum edilmiş. Bir an gelecek yok olacak, siluetini bırakıp zihinlerde. (Fotoğraf: Püren Türker)
SAĞIM: Sabahın erken saatlerinde alışkın, hızlı eller ineği sağar, yüzyıllardır yaptıkları gibi, kıvamlı beyaz süt kovaya dolar, inek uzaklara bakar durur ermişlere has bir sabırla, çimen kokar, dünyanın en gürültücü sinek ve arı orkestrası müziğini yapar Burgaz’da, iki antik liman arasındaki yükleme-boşaltma platformunda. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
TAŞ: Denizin içinden başlarını göğe uzatmış platform rıhtımına ait taşları eski hemşerilerimiz Dorlar üst üste koymuşlardır. Burgaz’da yerleşimin son bulmasının ardından taşlar da başıboş dağılmışlardır denize, ahtapotlara yuva olmuşlardır. (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
SU: Verir Burgaz’ın verimli toprağı, verir de verir kasa kasa havuç, patates, domates. Akşamüstü sıcak kırılınca tarlalar sulanır fıskiyelerle, Datça’nın her damlası değerli suyuyla. (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
KAPI: Kapılar alınır, dübeşler şeşbeşler kafiyeli, şişeler tokuşturulur, kahkahalar çınlar Burgaz sahilinde, herkes kendi aleminde. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
ŞARAP: Sadece dördü kısmen ayakta kalmış, In-situ şarap depoları (Dolia). Antik çağlarda, Burgaz’da üretilen ‘tatlı şarap’ Dionysos şenliklerinin vazgeçilmeziydi. Bu depolarda saklanan meşhur şarap amforalara konur, koca karınlı gemilere yüklenir ve Akdeniz’e dağılırdı. Kıyının içeri girmesi ile şimdi açıkta dururlar, Ege’nin sersemletici, dağıtıcı lodos dalgalarına karşı koymaya çalışırlar. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
HUZUR: Sabahın erken serinliğinde bisikletini park edersin, bir banka kendini atıp güneşe doğru yüzünü dönüp gözlerini kapatırsın. Bir yanın gölgede, bir yanın güneşte, dalgaların ve balıkçı motorlarının seslerini dinler ve sakinleşirsin; bu huzurdur. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
TELAŞ: Neşeli bir kargaşa: Herkes bir an evvel ‘paddle board’unu alıp denize açılmak istiyor. Denizin renklendiği günlerden biri daha. (Fotoğraf: İlhan Bıçakçı)
ÇÖKERTME: Eskiden sadece bilenlerin yani Datçalıların geldikleri Burgaz sahilleri her geçen sene kalabalıklaşıyor. Çökertme mevkiinde bir buluşma var: İnsanlar, makiler, deniz… (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
TURFANDA: Burgaz’da erkenci patatesler topraktan çıkarılır mart ayı sonundan mayıs ayı sonuna kadar. Belki de ülkede her sene güneş ışığını ilk gören patateslerdir. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
İNCİR: İncirin parçalı gölgesi altında Sarıkız, her sabah Burgaz’ın otlarıyla çiçeklerinin kokusunu taşıyan sütünü verir, çiftçiyi gözler. Bu sabah ritüeline alışmıştır, belki çiftçinin gülümsemesine. (Fotoğraf: İlhan Bıçakçı)
KADER: Bazen hareketlenir Burgaz. Traktörler vızır vızır gidip gelir. Hasat zamanıdır bu, hayata tutunma çabasıdır. İnsanın kendine biçtiği kaderidir topraktan ekmeğini çıkarmak, didinir durur. (Fotoğraf: Püren Türker)
SERZENİŞ: Burgaz’da gelip geçenleri meraklı gözlerle izler. Otu, havası boldur ama yine de yüzünde bir ciddiyet, bir hüzün, biraz da beni anlamadınız serzenişi vardır. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
ÜZÜM: Mitolojide yeniden doğuşu, doğurganlığı, bolluğu, bereketi ve mutluluğu simgeleyen üzüm Burgaz’da yetiştirilir 3000 yıldır. Datça’nın üzüm bağlarından şarap yapılır hala. Bağ bozumu bir şenliktir hep, neşe ve heyecan verir insana, tıpkı şarap gibi. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
ÇİÇEK: Memlekette ilk çiçeklenen ağaçlar Datça’nın bademleridir. Tıpkı badem çiçekleri gibi papatyalar da ilk kez Burgaz’da açar. Dalleme derler Datça’da bu papatyalara, insan boyuna varır, daha da uzatmak isterler taçlarını göğe. (Fotoğraf: Püren Türker)
FENER: Uzuncaada’da bir fener vardır, Burgaz’dan hayal gibi görünen, üç saniyede bir çakar kırmızı ışığı bıkıp usanmadan. Tatile gelenler bazen görür bazen görmez onu. Olsun, o hep oradadır, umursamaz bile görülüp görülmemeyi. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
İŞÇİ: Mevsimlik işçilere de ev olur Burgaz. Onlar kilometrelerce uzaktan, Burgaz’ı bilmeden Burgaz’a gelirler. Günlük yevmiyeleri için sabahtan akşama çalışırlar, yattıkları yeri de bilmezler yorgunluktan. (Fotoğraf: Zeliha Özgün)
KOMŞU: Komşuluk sürer Burgaz’da. Sokak sakinleri insanlar, köpekler, kediler. Ayaküstü sohbetlerin tadına doyulmaz, çamaşırların beyazlığı, yemek tarifleri, bazen havanın sıcaklığı, yağmurun yağmayışı, biraz politika, biraz “nerede o Datça’nın eski hali” üzerine. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
MIRILTI: Burgaz’a doğru yürüyüşe geçmeden önce oturup bir çay içilebilir. Bazen de huzurlu bir mırıltının peşine takılıp uzun uzun oturulur, zamanın nasıl geçtiği düşünülür. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
GÜNBATIMI: Güneş tepelerin ardına hareketlenirken Burgaz’a kaçılır. Yürüyerek, koşarak, bisikletle, motosikletle gelir insanlar ve kendilerini pembenin, morun, sarının tonlarına bırakırlar. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
AKASYA: Doğayı bıraksanız her şeyin üstünü örter, yutar, kendi rengine boyar. Çocuklar büyüyüp gitmiştir, topun havası inmiştir, sahanın betonunu yağmur fırtına eritmiştir, potayı da Kıbrıs Akasyası saklamak ister. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
DALACAK: Burgaz’da Dalacak Burnu civarında dikdörtgen örgülü taş bloklarla örülmüş klasik dönem kent savunma duvarlarıyla karşılaşırsınız. Taş blokların bir kısmı yüzyıllardır süren dalgaların yarenliğine boyun eğip kendilerini bırakmışlardır denize. Toparlanırlar bir gün… (Fotoğraf: İlhan Bıçakcı)
TABLO: Emecik Dağı, bulut, deniz, insan, ova… Yürürüz bir tablonun parçası olduğumuzu bilmeden. (Fotoğraf: İlhan Bıçakcı)
SESSİZ: Sessizlik dediğimiz aslında doğanın sesidir, bu yüzden duyamayız çoğumuz saf sessizliği. Burgaz’da doğanın sesi vardır, sessizlik arayanlar Burgaz’a gider. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
BALON: Akdeniz ısınıyor. Süveyş Kanalı yoluyla Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen balon balığı artık kıyılarımızda. İstilacı türün popülasyonu her geçen gün artıyor. Diğer türleri tehdit eden bu balık balıkçıların da belalısı. Eti yenmeyen balon balığı oltaları, ağları dağıtıyor, balık sürülerini kaçırıyor. Deniz ekosisteminin dengesini bozan istilacı türe bir çare aranıyor. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
EMEKLİ: Emeklisi çoktur Datça’nın, doğru. Eski Avukat Birgen Amca da kırk yıllık Burgaz sakini. Bahçesiyle, ufak kulübesinde ufak tefek tamirat işleriyle uğraşıyor. Belli ki gelmiş ve kopamamış Burgaz’dan. Acelesi yok, zamanı bol, ciddiyetle yaklaşıyor yaptığı işe. (Fotoğraf: Püren Türker)
SAHİPSİZ: Burgaz’la Sevgi Yolu arasında denize boy boy uzanan iskeleler kışın sahipsizdir. Kimine yalnızlığı hatırlatır, kimine yenik düşmeyi, kimine de baharı yazı düşletir, gelecek olan. (Fotoğraf: Hüseyin Ünal)
İZ: Burgaz Ören Yeri’nin 500 metre güneydoğusundaki 2400 yıllık Helenistik şarap işliğinden günümüze kalan pres yatakları. Üzüm preslenirmiş burada, baskı kolu ve ağırlık düzeneği ile. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
OKALİPTUS: Bataklık ağacı olarak da bilinir okaliptuslar, suyu emerler topraktan, gövdelerine depolarlar. Dev okaliptusların yurdudur Burgaz, dere boylarında. Gün gelir sobalık odun olurlar. (Fotoğraf: Hüseyin Ünal)
AY: O da ne? Tabii ki dolunayın Burgaz’ı ışığa boğuşu. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
DERİNLİK: Derinlik sarhoşluğuna kapılırsın Burgaz’da. O zaman oturup biraz dinlenmek, Burgaz’da zaman geçirmek, Burgaz’ı hissetmek gerekir, aksi halde vurgun yemek işten değildir. (Fotoğraf: Ceylan Eşit)
BAKIŞ: Çuvallar patates dolar sabahtan akşama. Şöyle bir doğrulursun, belini dinlendirmek için, denize doğru bakarsın. Bunca emeğin karşılığını alamadığını düşünürsün, ayın sonunu nasıl getireceğini, üniversiteye giden kızın masraflarını, sonra belini bükersin yine. (Fotoğraf: İlhan Bıçakçı)
SEKSEK: Burgaz’a doğru yürürken Sevgi Yolu’nda karşına çıkıverir bir seksek tahtası. İçindeki çocuk cıvıl cıvılsa hoplaya zıplaya geçersin, içindeki çocuk utangaçsa kenarından dolaşır göz ucuyla bakarsın, içindeki çocuğun öldüğünü sanıyorsan uzaktan da olsa seslenir şimdiki sana, hatırlarsın. (Fotoğraf: Püren Türker)
BOĞA: Her yıl hasat sonrası, ekim ayının son haftasında, Apollon kültünden günümüze kalan, yerli halkın çokça ilgi gösterdiği geleneksel boğa güreşleri düzenlenir. Hayvanseverler protesto ederler. Yerliler ise boğalarına bebek gibi baktıklarını, onları en iyi şekilde yaşattıklarını anlatarak kendilerini savunurlar. Bu çekişme sürüp gider. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
ÇOCUK: Aileyle olmak ne güzeldir, hele anneyle baba yüzlerce yıllık tarihin üstünde, Burgaz’ın en eski limanının kıyısında yürürken birbirlerine sevecenlikle bakarlarsa. (Fotoğraf: Hüseyin Ünal)
HAYALET: Burgaz Çökertme mevkiinde kötü bir şaka gibi yükselmeyi sürdürür hayalet otel. Boğaza takılan kılçıktır, sevgiliye ihanet gibidir, hayal kırıklığıdır. (Fotoğraf: Birgül Abuşka)
BENZEYİŞ: Deniz çekilmiş, L4 limanı kıyısında yuttuğu Hellenistik-Roma içliklerinin yapı taşlarından elini çekmiştir bir süreliğine. Eski duvarın ucuna oturursun elinde olta. Belki saatler sürecek sabırlı bir bekleyişin içinde Burgaz gibi, Burgaz’a benzeyerek oturursun. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
COŞKU: Hava döner, bulutlar koyulaşır, montlar giyilir, yaz sanki hiç yaşanmamış gibi uzaklaşır; her şey biter, Burgaz’ın yeşili ve çocukların coşkusu bitmez. (Fotoğraf: Ahmet Asatekin)
YEDİ KAT: Yedi Kat, Burgaz’da ufacık tefecik bir koydur. Bacaklarına ve nefesine güvenenler gelir Yedikat’a inen merdivenlerden iner, denize girer. Eskiden bilen azken, şimdilerde yazın havlu koyacak yer bulunmuyor. Yedi Kat’a bu merdivenlerden inemeyenler, Burgaz’da kimilerinin “İhtiyarlar” dediği sahile giderler denize girmek için. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
KÖPRÜ: Sabah insanları bambaşka görürler dünyayı, sanki dünden yeni güne atılan köprüyü yürürler. “Cesur” da can dostunun peşine takılır, bu köprüyü adımlar. (Fotoğraf: Ayfer Gençer)
ANIT: Moloz taş ile yapılmış Dolia’lar. Bu dev depolama hacımları Hellenistik dönemde şarap ve zeytinyağı doluydu. Şimdilerde yengeçlerin evi. Görkemli bir tarihin mütevazi anıtları gibi ayakta kalmayı sürdürüyorlar. (Fotoğraf: Nesrin Aygün)
UÇURTMA: Uzungeri tepesinde bir uçurtma uçarsa hayaller gerçek olur, dertler son bulur, dünyalar bizim olur. O uçurtma uçacak. (Fotoğraf: Zeliha Özgün)