İçeriğe geç →

KNİDOS ASLANI

Britanyalı arkeolog Charles Newton Knidos’a uzun soluklu bilimsel kazılar yapmaya gelmemişti. O dönem bütün dünyaya dağılmış Britanyalı meslektaşları gibi o yıllarda yapılmakta olan British Museum’da sergilenebilecek arkeolojik eserler topluyordu. Şubat 1852’de ayrıldığı İngiltere’ye yedi yıl sonra Haziran 1859’da Knidos’tan döndü.

Bu yedi yıl boyunca sırasıyla Midilli, Rodos, Kalimnos, Bodrum, Didim ve Knidos’ta kazılar yaptı. Ve bu kazılardan British Museum’a toplam 384 kasa arkeolojik eser gönderdi. Ve bu kasalardan bazıları yekpare mermerden yapılmış yaklaşık 3 metreye 2 metre boyutlarındaki Knidos Aslanı’nı alacak kadar büyüktü.

Charles Newton Knidos Aslanı’ndan 1857 yazında Bodrum’da çalışırken haberdar oluyor. Knidos kazılarına başlamadan yaklaşık altı ay kadar önce. Bir gün Kalimnos Adası’ndan tanıdığı bir sünger avcısı ziyaretine geliyor ve Newton’ın Halikarnas Mozolesi’nde bulduğu nispeten küçük aslan heykellerini görünce “Knidos’un hemen güneyindeki bir burunda çok daha büyük bir aslan heykeli olduğunu” söylüyor.

Aslında Knidos’un hemen güneyindeki bu burnu bulmak o kadar zor değil ama Newton ve ekibi bu aslan heykelini aramaya Knidos kazılarına giriştikten altı ay kadar sonra başlıyorlar ve başlar başlamaz da buluyorlar. Çünkü Deveboynu Yarımadası’nın güneydoğu ucunun tam karşısına düşen bu küçük burun Kalimnoslu sünger avcısının tarifine tamı tamına uyuyor.

Fotoğraf: R.E. Macartney. Fotoğraf ilk olarak Charles T. Newton’ın 1862 tarihli A history of discoveries at Halicarnassus, Cnidus & Branchidae isimli kitabında yayınlanmıştır. Macartney, Newton’ın ekibine fotoğrafçı olarak katılan bir askerdi.

Bu gecikme, belki de Knidos’ta onları çok daha fazla heyecanlandıran başka bir heykelin peşinde oldukları içindi. Mesela meşhur Atinalı heykeltıraş Praxiteles’in eseri olan ve normal insan boyutlarındaki ilk çıplak kadın heykeli olarak kabul edilen Afrodit Heykeli olabilir. Burada, bir ihtimal olarak, Newton ve ekibinin yaklaşık altı ay kazdıktan sonra çıplak Afrodit heykelinden umudu kestiklerini düşünebiliriz.

Aslanlı Mezar Mayıs 1858’de kayıkla keşfe çıkan bir ekip tarafından bulunduğunda Knidos Aslanı mezarın doğu tarafındaki kayalıkların üzerinde yatıyordu. Oturur vaziyetteki aslan heykeli sağ tarafının üzerine düşmüştü. Yüzü de sağa dönük olduğu için burnu toprağa gömülüydü. Hafif ayrık olan alt çenesi kırılmıştı. Ana kütleye sonradan eklendiği belli olan ön pençeleri yoktu. Yine düştüğü taraftaki sağ arka pençesi de kopmuştu.

Knidos Aslanı’nın üzerine oturup Knidos’a doğru baktığı kaidenin orijinal yüksekliğinin 12 metre olduğu hesaplanıyor. Bugün dört beş metre yüksekliğinde harap bir duvar ve fakat yine de güzel. Duvar olarak bile güzel. On sekiz metreyken ve üzerinde aslan heykeliyle herhalde Newton’ın “Dardanel-Rodos otoyolu” olarak nitelediği güney denizinden geçen gemileri tüm heybetiyle selamlıyor olmalıydı.

Charles Newton kitabında bu Aslanlı Mezar’ın bir kahramanlık anıtı olarak Spartalılara karşı kazanılan M.Ö. 394 tarihli Knidos Savaşı anısına M.Ö. 350’li yıllarda yapılmış olabileceğini söylüyor. Ancak daha sonra heykel M.Ö 2. yüzyıla tarihleniyor. Bugün British Museum’da, Büyük Avlu’da M.Ö. 2. yüzyıl eseri olarak sergileniyor.

Knidos Aslanı’nın kaidesinin üstünde ne kadar kaldığı meçhul. Fakat çok uzun kalmamış gibi görünüyor. Çünkü onu kaidesinin üzerinde sağ salim otururken gören yok. Atinalı, Spartalı, Romalı hiçbir gezgin ya da tarihçi ondan bahsetmiyor. Bu kıyılardan geçen ne Piri Reis’in ne Evliya Çelebi’nin dikkatini çekiyor. Avrupalı gezginler, arkeologlar da hiç duymamışlar adını. Sonra bir gün Kalimnoslu bir sünger avcısı tesadüfen Newton’a bahsediyor ve ona bahsederken tüm insanlığa haber ediyor.

Bu gerçekten ilginç, çünkü Knidos Aslanı hem büyüklüğü, hem güzelliği, hem de konumu itibariyle çok kişiler tarafından fark edilmiş olması gereken dikkat çekici bir eser. Muhtemelen bu olağanüstü büyük ve güzel “mezar aslanı” o 12 metre yüksekliğindeki anıt mezarın üstündeki kaidesinde çok uzun kalamadı. Muhtemelen bu sayede çok fazla bilinmedi, çok daha önce alınıp başka illere götürülemedi.

Charles Newton Knidos Aslanı’ndan “büyük ödül” olarak bahseder. Kitabında bu devasa heykeli bir ay uğraşıp ne kısıtla imkanlarla, ne badireler atlatarak gemiye yüklediklerini anlattığı bölümün sonunda “Madem ki artık bu büyük ödülü sağlama aldık,” der ve heykelden nasıl bir tesadüfle haberdar olduğunu anlatmaya girişir.

Döndükten sonra yazdığı bir makalede Knidos Aslanı’nın ön pençelerinin ve alt çenesinin eksikliğinin ona çok şey kaybettirdiğini ama asıl büyük kaybın Londra’nın puslu, kapalı atmosferinden kaynaklandığını yazar. Çünkü Knidos Aslanı açık havada, Akdeniz güneşi altında, dağların arasında, denizin kıyısında uzaktan bakılmak için yaratılmıştır. Sergi salonlarında bir hata gibi görülen tüm dokunuşlar, açık havada Akdeniz güneşi altında büyük bir ustalığı gösteriyordur.

Dünya değişiyor dostlar! Kim bilir, belki bir gün Knidos Aslanı’nı kendi memleketinde, Akdeniz kıyısında, dağların arasında, açık havada, Akdeniz güneşi altında görmek de nasip olur! Kim bilir, belki bir gün çıplak heykeller, başka ustalıklar da görürüz!

Dünya değişiyor dostlar! Kim bilir!

Fotoğraf: Umut Kaçar / Metin: Bülent Kale

Kaynaklar

Kategori: Datça Hikaye