İçeriğe geç →

HARIP

Harıp Akdeniz’in has çocuğudur. Türkiye’den İspanya’ya, Fas’tan Suriye’ye tüm Akdeniz kıyıları öz memleketidir. Anadolu’da aslen Toroslu bilinir, Toroslar’ın eteklerinde, deniz tarafında daha çok, yaşar. Sıcaklara, kuraklara, soğuklara (-5’lere kadar) dayanıklıdır. Kumlu, killi, kireçli topraklarda da, taşlık, kayalık, sarp zeminlerde de büyür. Uygun şartlarda boyu 10-15 metreyi bulur, kökleri gidecek yer bulamazsa daha bodur olur. Meyve vermeye 7-8 yaşlarında başlar. Meyve vermek için yıllık en az 350 mm yağış yeter ama maksimum verim için yaklaşık 500 mm yağış ister.

Harıp eski dünyanın kadim ağaçları zeytin, üzüm, hurma ve incir kadar eski değildir belki ama onlardan sonra ilk toprağa düşenlerdendir. Kaynaklar M.Ö. 3500 yıllarında kullanılan Sümerce’de de bu adla anıldığını söylüyor. Neredeyse bütün dillerde aynı kökten türemiş benzeş isimlerle anılıyor. Türkçe yazım kılavuzlarında harnup, harrup ya da harup olarak geçiyor. Datçalılar harıp diyor.

Datça’ya harıp nereden, ne zaman, nasıl gelmiştir? Datça ıssız bir adayı andırırken gemicilerle mi, kaya gibi sert çekirdeğiyle yaban hayvanların midesinde mi ya da dalgaların ve rüzgârın marifetiyle bir kıyıdan bir kıyıya savrularak mı, bilinmez. Ama buraya temelli yerleşmesi muhakkak ki Torosların bu en batı ucuna inen Yörüklerle olmuştur. En olmaz yerlerde, en zorlu şartlarda yaşamayı bilmesi insana Yörükleri ve kıl keçilerini hatırlatır, onların yol arkadaşı olduğunu düşündürür. Yarımadanın her yerine hesapsız dağılımı zamanında buralarda eğleşmiş Yörüklerin ve kıl keçilerinin ayak izlerini andırır.

Eğer Ağustos Eylül sıcaklarında bir gün Datça kırlarında yürümek zorunda kalırsanız harıbın meyvesi ve gölgesiyle canlıları nasıl koruyup esirgediğine siz de şahit olursunuz. Başka zaman pek yüz vermediğiniz o kara kuru meyvesi birden size tandır ekmeği kadar hoş gelir. İçerdiği yoğun şekerle sizi kendinize getirir. Sık ve gür yaprakları güneşin en dik olduğu saatlerde bile sığınabileceğiniz serin bir gölge sunar. Ve yapraklarını dökmediği için aslında bunu bütün yıl sunar. Yani yalnızca güneşten değil, yağmurdan ve rüzgardan da korur.

Harıbın meyvesi ancak zorda kalınca yenilen bir şeydi yıllarca. Bazen pekmezi yapıldı evlerde, hayvanlara verildi çoğunlukla. Hala da öyle, ama bazı şeyler değişti. Şimdi harıp para ediyor. Hayvanlara zorda kalınca veriliyor, pekmezi satılıyor ve insanlar daha çok tüketiyor. Fakat harıbın asıl çekirdeği değere bindi. Harıbın çekirdeğine kozmetikten tekstile pek çok sektörden talep var ama asıl olarak çekirdeğinden elde edilen zamk gıda sektöründe kıvam arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılıyor.

Datça’da uzun yıllar memurluk etmiş, ara ara kaymakam vekilliği yapmış olan Eski Datçalı Mehmet Ali Ambarcı ilçenin eski zamanlarını anlattığı Yitik Zamanın Ardında isimli kitapta Esenada’da otel olarak yapılıp sonradan kaymakamlık olarak kullanılan binanın önündeki asırlık harıp ağacından bahseder. O harıp ağacının altında 1950’li yıllarda vatandaşlarla yapılan toplantıları anlatır. Bugün Esenada ve çevresinde bir asırlık harıp ağacı yoktur maalesef, herhangi bir harıp ağacı da yoktur ve hatta güngörmüş diyebileceğiniz eski bir ağaç da yoktur.

Ambarcı aynı kitapta Datça’daki düğün geleneklerinden bahsederken takı merasiminde kaynananın geline takı yerine (herhalde takıyla beraber!?) bir harıp ağacı (fidan mı yoksa yetişkin bir ağaç mı, emin olamadım) bağışladığını yazar ve bununla gelinin bir harıp ağacı kadar verimli ve doğurgan olmasını temenni ettiğini ekler. Harıp ağaçları meyvelerini verdikleri dönemde çiçeklerini de açmış olurlar çoğu zaman.

Nisan 2022’de Aktur kamping alanında tanıştığımız Kızlan köyünden Mustafa Acar Datça’daki yabancıları bahçelerindeki ağaçlardan hemen tanıdığını söylemiş ve “Datçalının evinin bahçesinde illa ki bir harıp olur” diye eklemişti sohbetimizde. Fotoğrafçı arkadaşım Umut o zamanlar Datça’ya yeni yerleşmişti ve evinin bahçesi için fidan bakıyordu, o gün ona bir harıp fidanı hediye etti Mustafa.

Eylül’de Datça’ya tekrar geldiğimde Datça’nın rüzgârları hafiften başlamıştı. Umut’un bahçeye diktiği fidanlar Datça’nın rüzgârlarına alışmaya çabalıyordu. İçlerinde en küçüğü  ve en rahatı Mustafa’nın verdiği harıptı. Boyu belime anca geliyordu ama ne kadar sağlıklıydı; ne kadar yeşil, ne kadar esmer bir güzelliği vardı. Civardaki tek ve en Datçalı şey oydu. Orada kendi toprağında, kendi köklerinin üzerindeydi. Bütün şehir gitse bile orada kalacak olan, orada bir başına kaldığında ölmeyecek olan tek oydu.

Fakat sizin adınız ne?

Fotoğraf: Umut Kaçar / Metin: Bülent Kale

Kaynak: Yitik Zamanın Ardında, Mehmet Ali Ambarcı’nın Anılarında Datça, Hazırlayan: Ganime Altun Pekmezci, Ütopya Yayınevi, Ankara, 2007.

Kategori: Datça Hikaye